Ara
  • Beyza Alımcı

Özşefkat Nedir?

1. Öz şefkat nedir?


Öz şefkatin ne olduğunu anlamak için küçük bir egzersiz; Acı çeken birini gözlerinizin önüne getirin. Tanıdığınız bir kişi olabilir, ancak çok yakınınız olmamasında fayda var. Hayal ettiğiniz kişi fiziksel veya psikolojik olarak acı çekiyor. Ve siz acı anında bu kişiyle karşılaşıyorsunuz. Ona nasıl davranırdınız, neler söylerdiniz?

Şimdi bir de aynı durumda kendinizi hayal edin, acı çekiyorsunuz ve hayatınızda zorluklar var. Bu durumda kendinize nasıl davranıyorsunuz?

  • Öz şefkat; acı çeken birine gösterebildiğimiz sempati ve anlayışı kendimize de gösterebilme becerisidir. Kısacası öz şefkat aslında kendimizle dost olma becerisidir. Zor zamanlarda yakınlarımıza nasıl davranıyorsak kendimize de öyle davranabilme becerisidir. Hata yaptığımızda, işler yolunda gitmediğinde veya bir sorunla karşılaştığımızda iç eleştirel sesimiz yerine kendimize şefkatle yaklaşarak problemleri çözme becerisidir öz şefkat.

  • Öz şefkatli tutum kısacası şu şekilde açıklanabilir, zor anlarda;

“Şu anda neye ihtiyacım var, eğer bu zor anımda yanımda iyi bir arkadaş arıyor olsaydım, onun bana nasıl destek olmasını isterdim? Peki, kendime ihtiyacım olan bu desteği nasıl verebilirim?”

2. Neden öz-şefkatli olmaya ihtiyacımız var?


  • Benlik anlayışımız çoğunlukla farklı parçalardan oluşur. İçimizde birbirinden farklı yönlere bakan, farklı hisseden, farklı davranan birçok “ben” var. Bunları biz çoğunlukla “çocuk” olarak tanımlıyoruz. Mesela kızgın çocuk, incinmiş çocuk, dürtüsel çocuk ve mutlu çocuk gibi. Bu farklı benler bizi destekliyor ve teşvik ediyor, istediklerimize ulaşmamızı elde etmemizi sağlıyorlar. Ancak bunlar her zaman sağlıklı içsel sesler olmayabiliyor. Örneğin sıklıkla bahsedilen bir iç eleştirel, eleştirici ebeveyn var ki genellikle kaygı, stres, öfke, değersizlik hislerine yol açıyor. Ve bu hisler aslında bizi motive etmekten ziyade bizi düşürüyor kendimizi değersiz hissetmemize neden olarak bizim hayattaki fonksiyonlarımızı etkiliyor.

  • Araştırmalara göre, herhangi bir hatadan sonra kendimize şefkatle yaklaşmamız motivasyon konusunda eleştirel yaklaşmaktan çok daha etkili. Çünkü öz şefkat daha yüksek duygusal esneklik sağlıyor. Diğer bir taraftan iç eleştirelin kişinin stres seviyesini artırdığı da birçok çalışma sayesinde biliniyor.

  • İnsan türü olarak iki temel güven sistemimiz var. En eski ve en kolay tetiklenen tehdit odaklı savunma mekanizması. Bu mekanizma amigdala ile birlikte çalışıyor. Çevreden herhangi bir tehdit algıladığımızda otomatik olarak savaş, kaç veya donakal tepkilerine başvuruyoruz. Yani istenmeyen durumlarla karşılaştığımızda

  1. Dönüp onlarla savaşabiliriz.

  2. İstenmeyen durumun geçeceğini umarak, ölü taklidi yapabiliriz. Durumdan kaçabiliriz.

  3. Veya durum karşısında tepkisiz bir şekilde kalarak, durumun geçeceğini umabiliriz. Bu stratejiler vahşi ortamda yaşayan hayvanlar ve çok eski dönemlerde yaşayan insanlar için hayatta kalma stratejileri ve mekanizmaları idi. Ancak günümüz insanında durum biraz daha farklı. Bu tepkiler bizim durumumuzu sadece daha kötü hale getiriyor. Bunun sebebi ise var olan tehditlerin genellikle bizim benliğimize kendilik anlayışımıza olan tehditler olması.

  • Tehdit odaklı savunma mekanizmamızın yanı sıra bir de ilgi ve bağlanma sistemimiz var. Memeli canlılar sıcaklık ve yakınlık aracılığıyla dindirilebilen varlıklar. Bakım verme sistemimiz sayesinde sempatik sinir sistemi devreden çıkıyor, kortizol seviyelerimiz düşüyor ve hissettiğimiz stresin seviyesi de bu şekilde azalıyor. Bunun yanı sıra, parasempatik sinir sitemimiz aktive oluyor ve bizi sakinleştiriyor. Parasempatik sistemin direksiyonunda hareket eden bireylerin, zorluklarla daha kolay başa çıkabildiği duygusal olarak daha güçlü oldukları ve kendilerini daha iyi motive ettikleri de araştırmalarla bulunmuştur. Yani memeli canlılar olarak ne kadar korku ve tehditle motive olabiliyor olsak da bunun süresi kalıcı değil ve bizim üzerimizde çok etkili değiller. Ancak; yumuşaklık, nezaket ve ilgiyle edindiğimiz motivasyon bizi hayata karşı daha güçlü ve duygusal olarak dengeli sağlıyor. Şimdi düşünün ki etrafınızdan birisi sürekli size hatalarınızı, eksiklerinizi anlatıyor. Sizi sürekli olarak eleştiriyor. Ve sizden gerçekçi olmayan beklentilere sahip? Bu kişi sizi nasıl etkilerdi? Büyük ihtimalle yorgun düşürür, enerjinizi sömürür ve sizi çeşitli sorunlarla yüzleştirirdi. Peki şimdi düşünün, dışarıdaki bu ses sizi bu kadar etkilerken acaba iç eleştireliniz sizi nasıl etkiliyor olabilir?

  • İç eleştirelimiz aktifken ve sık sık kendimizi eleştirirken kendi değerimiz ve potansiyelimizle ilgili negatif düşüncelere maruz kalıyoruz. Bu düşünceler de bizim davranışlarımız üzerinde etkiye sahip oluyor. Sonuç olarak ise kendi düşüncelerimizi gerçekleştirebiliyoruz. Buna psikolojide kendini gerçekleştiren kehanet adı veriliyor. Örneğin sunum kaygısı yaşayan bir kişiyi hayal edelim. Sahip olduğu kaygı sürekli kendini eleştirmesine ve “Yine iyi bir sunum yapamayacaksın. Kesin bütün söyleyeceklerini birbirine karıştıracaksın, kimse seni dinlemeyecek” gibi düşüncelere sahip olmasına neden oluyor. Bu kişi bu düşüncelerin sonunda bedenindeki korku ve kaygı ile büyük ihtimalle sunumda gösterebileceği performansı gösteremeyecek ve sonuç olarak kendi inandığı kehaneti gerçekleştirmiş olacak.


3. Neden özşefkatli olamıyoruz?


  • Zihnimiz mutlu olmak için değil hayatta kalabilmek için evrildi.

Evrim sürecinde insanlar doğada tehlikeler arasında yaşadıkları için zihin, insanları tehditlerden koruma odaklı evrimleşti. Zihinde duygusal ve fiziksel tehditlerin işleyiş süreçleri birbirine çok benziyor. Dolayısıyla herhangi bir duygusal, psikolojik tehdit hissettiğimiz zaman zihnimiz fiziksel tehdite verdiği tepkiyi veriyor. Bu durumda da biraz önce bahsettiğimiz sempatik sinir sistemi devreye girerek savaş, kaç veya donakal mekanizmasını aktive ediyor.


  • Savaş, kaç ya da donakal mekanizması

  • Diğerlerinin eleştirisi bize ağır geldiği için, onlardan duymadan önce kendimize söyleyip, kabullenerek kendimizi alıştırmış oluyoruz.

  • Doğduğumuz andan itibaren gözlemleyerek ve deneyimleyerek öğreniyoruz. Çevremizdeki insanların çoğu kendilerine karşı acımasız, biz de bunları görerek büyüdüğümüz için kendine acımasız davranmanın normal olduğunu varsayıyoruz.

Kendimizi acımasızca eleştirmeyi küçük yaşlarda öğreniyoruz. Çevremizde bizi sürekli olarak eleştiren, hatalarımızı veya eksiklerimizi acımasız bir şekilde yüzümüze vuran insanlar, davranışlarımızı ve kendimize yaklaşımımızı etkilerler. Sürekli çevremizden duyduğumuz eleştiriler ve yargılamalar zamanla bizim iç sesimiz haline gelir, ve biz farkında bile olmadan o kişilerin bize söylediklerini kendimize söylemeye başlarız. Örneğin;


“Sınavda daha iyi yapabilirdin”
“Sen hiçbir şeyi beceremezsin”
“Çok tembelsin”
“Neden daha zayıf değilsin?”
“Burnun neden böyle?”

gibi düşünceleri dışarıdan duyarak, bunlara maruz kalarak yavaş yavaş kendi kendimize anlatmaya çalışırız.


Ailemizden, çevremizden çok yüksek beklentiler duymuş olabiliriz. Bize sunulan yüksek beklentiler, ancak “en” leri yaptığımızda değerli olabileceğimiz inancını bize yerleştirmiş olabilir. Ve bunun sonucunda da “en” olmadığımız sürece kendimizi sürekli eleştirip durabiliriz.


4. Özşefkatli olmayı öğrenebilir miyiz?


  • Diğerlerine karşı şefkatli olmayı biliyoruz.

Acı çeken bir insanı düşündüğümüzde ona karşı şefkatli olabiliyoruz. Ona nazik ve kibar bir şekilde bu durumun geçeceğini kendisine bu kadar çok yüklenmemesi gerektiğini söylüyoruz. Yani bu durumda, bizler şefkatli davranmayı bilmiyor değiliz. Şefkati kendimize yöneltmekte sorunlar yaşıyoruz.


  • Çocukların kendilerine şefkatli olmaları da aslında bunun mümkün olduğunu gösteriyor.

3-4 yaşındaki çocukları gözlemlediğimiz zaman hata yaptıklarında kendini suçladıklarını görmemiz oldukça zordur. Düştüklerinde “Düştüm” diyerek ağlarlar ancak düşmenin acısıyla gelen bir ağlamadır o. Herhangi bir çocuğun “Ben neden düştüm? Neden bu kadar sakarım?” dediğini hiç duydunuz mu?


#özşefkat #mindfulness #özşefkatlifarkındalık #kendinineniyiarkadaşı #kendiyledostolmak

18 görüntüleme

©2019 by Beyza Alımcı.